Bu bir bilim sitesisidir bilimle ilgilenenler bu sitede



Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım




17/9/2008 ·

<_script /><_script />

Yorum (yok) Yorum yaz!

17/9/2008 ·

<_script /><_script />

Yorum (yok) Yorum yaz!

ATATÜRK VE BİLİM

3/7/2008 ·


   

ATATÜRK’ÜN BİLİM VE TEKNİĞE VERDİĞİ ÖNEM

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir asker, komutan, diplomat, politikacı ve devlet adamı değildi. O, bir düşünürdü de... O’nun, ulusumuzun toplumsal yapısı, uygarlık ve çağdaşlık anlayışı, dinsel inancı ile “Türk” ve “insan” olmanın anlamı konusunda yazdığı kimi yazılar, yaptığı kimi konuşmalar, üzücüdür ki, Türk halkına ulaştırılmamıştır. Türk halkının büyük bir bölümü, bu nedenle, Mustafa Kemal Atatürk’ü, tanıması gerektiği düzeyde tanıyabilme ve O’nu anlaması gerektiği düzeyde anlayabilme olanaklarından yoksun bırakılmıştır. Aşağıda O’ndan kalan elyazısı belgelere dayanan "Bilim ve Teknoloji" hakkındaki görüşleri;
Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol göstericisi ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız.
Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur.
Başarılı olmak için aydın sınıf ve halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır. Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır.
İlerlemek yolunda yapılacak her önemli teşebbüsün, kendine göre önemli sakıncaları vardır. Bu sakıncaların en az dereceye indirilmesi için tedbir ve teşebbüslerde hata yapmamak lazımdır.İnsanların hayatına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma ve icad yeteneğidir. Manevi kuvvet ise özellikle ilim ve iman ile yüksek bir şekilde gelişir.Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber, yolun kabul edilebilir, mantıki ve özellikle ilmi olması şarttır.
Her yeni yetişen kendinden eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse o zaman, ancak o zaman gelecek nesiller birbirinden kademe kademe yüksek seviyede bir yükselme grafiği meydana getirebilir ki, insanlığın ilerlemesinin amacı da budur.Bir millet için mutluluk olan bir şey diğer millet için felaket olabilir. Aynı sebep ve şartlar birini mutlu ettiği halde diğerini mutsuz edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden istifade edelim, ancak unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz.Milletimizin tarihini, ruhunu, geleceklerini gerçek, sağlam, dürüst bir görüşle görmeliyiz
Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır.
Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa’ya, Amerika’ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye çok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. Hayati gerçekleri bilerek, bilmeyenlere de uygun bir yol ile veya zor ile anlatarak amacımıza yürüyeceğiz... Bizi o amaca varmaktan alıkoyan iki kuvvet vardır. Biri dış düşmanlardır. Bunlar bizi bir sömürge haline koymak için ilerlememizi istemeyenlerdir. Fakat çiftçi arkadaşlar, muhterem babalar, bizim için bunlardan daha zararlı, daha öldürücü bir sınıf daha vardır: O da içimizden çıkması muhtemel olan hainlerdir. Aklı eren, memleketini seven, gerçeği gören kimselerden böyle bir düşman çıkmaz. İçimizden böyleleri çıkarsa onlar ya aklı ermeyen cahiller, ya memleketini sevmeyen kötüler, ya gerçeği görmeyen körlerdir. Biz cahil dediğimiz zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim ilim, gerçeği bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de, özellikle sizlerin içinizde görüldüğü gibi, gerçeği gören gerçek bilginler çıkar.
Sanayileşmek, en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük, küçük her çeşit sanayii kuracağız ve işleteceğiz. En başta vatan savunması olmak üzere, ürünlerimizi değerlendirmek ve en kısa yoldan en ileri ve mutlu Türkiye idealine ulaşabilmek için, bu bir zorunluluktur.
Memleket için kaçınılmaz olan sanayiinin kurulması bitmedikçe, her yönden kalp huzuru bulmamıza imkân yoktur. Bu sebeple, memleketin sanayiye ait donanımını tamamlamak için, bütün gayret ve dikkatimizi çekmeyi yerinde buluyorum.Türkiye’de devlet madenciliği, milli kalkınma hareketi ile yakından ilgili, önemli konulardan biridir.
Genel sanayileşme düşüncemizden başka, maden arama ve işletme işine, herşeyden önce dış ödeme vasıtalarımızı, döviz gelirimizi artırabilmek için devam etmeye ve özel bir önem vermeye mecburuz.Maden Tetkik ve Arama Dairesi’nin çalışmalarına en yüksek gelişme hızını vermesini ve bulunacak madenlerin, verimlilik hesapları yapıldıktan sonra planlı şekilde hemen işletmeye konulmasını temin etmemiz lazımdır. Elde bulunan madenlerin en önemlileri için, üç yıllık plan yapılmalıdır.
İtiraf ederim ki, düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan daha çok çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü madeni buluşlardan azami derecede yararlanmak zorunludur.
Harp sanayi kuruluşlarımızı, daha çok geliştirme ve genişletme için alınan tedbirlere devam edilmeli ve sanayileşme çalışmamızda da ordu ihtiyacı ayrıca gözönünde tutulmalıdır... Bütün uçaklarımızın ve motörlerinin memleketimizde yapılması ve hava harp sanayiimizin de bu esasa göre geliştirilmesi gerekir. Hava kuvvetlerinin kazandığı önemi gözönünde tutarak, bu çalışmayı planlaştırmak ve bu konuyu layık olduğu önemle milletin görüşünde canlı tutmak lazımdır.İlim, tercüme ile olmaz, inceleme ile olur.İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki, beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal ilimlerin güzel (yapıcı) yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.
Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz (ödün) vermediğimizi akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver (eksen) üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.•

Yorum (yok) Yorum yaz!

SATÜRN

3/7/2008 ·

SATÜRN’E YENİ BİR HALKA

Satürn’ün yörüngesindeki Cassini uzay aracı, gezegenin yeni bir halkasını keşfetti. Halkanın, Satürn’ün uydularından kopan toz ve parçalardan oluştuğu düşünülüyor.
Satürn’ün yeni halkası artı işaretiyle gösteriliyor.
Satürn ile halkalarının arasında sürekli sortiler yapan Cassini’nin yeni bulduğu halka, gezegene Janus ve Epimetheus uydularıyla aynı mesafede duruyor.
Bu bilgi, halkanın da oluşumuyla ilgili ipucu veriyor, zira halkanın Janus ve Epimetheus uydularından kopan taş ve toz parçalarının birleşmesiyle meydana geldiği tahmin ediliyor.
   

Yorum (yok) Yorum yaz!

JUPİTER

3/7/2008 ·

JÜPİTER’DE YENİ BİR KIRMIZI NOKTA

Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni Jüpiter’de meydana gelen atmosfer hareketlerinin, yeni bir kırmızı leke oluşturduğu tespit edildi. Yeni kırmızı noktaya ’Red Jr.’ adı verildi.
Atmosferdeki manyetik fırtınaların oluşturduğu ve yüzyıllardır Jüpiter ile özdeşleşen kırmızı noktaya bir yenisi eklendi.
Kırmızı noktaların atmosferdeki fırtınalardan meydana geldiği biliniyor, ancak bu rengin asıl nedeni hala gizemini koruyor.


Yorum (yok) Yorum yaz!

YENİ GÜNEŞ SİSTEMİ BULUNDU

3/7/2008 ·

Amerikalı iki astronom, haziranda Güneş Sistemi’nin ilk zamanlarına benzeyen genç, sarı bir yıldızı çevreleyen bir toz bulutuyla karışmış büyük miktarda karbon gazı keşfetti.
Keşiflerini 1999’da fırlatılan Far Ultraviolet Spectroscopic Explorer (FUSE)
uydusuyla yapan araştırmacılar, Beta Pictoris adı verilen yıldız ve güneş sisteminin en fazla 20 milyon yaşında olduğunun tahmin edildiğini belirtti. Bilim insanları, karbon gazının fazlalığının disk biçimini oluşturmasının, Beta Pictoris etrafında dönmekte olan gezegenlerin, Güneş Sistemi’nin "çocukluğunda" olduğu gibi grafit ve metan açısından zengin olabileceklerini gösterdiğini kaydetti.


Yorum (yok) Yorum yaz!

İNSANI DÜŞÜNTÜREN GEN

3/7/2008 ·

 Geride bıraktığınız 2006 yılı içinde belki en önemli gelişmelerden biri de 3.3 milyon yıllık en eski insansıya ait iskeleti konu alan haberdi. İnsanlık tarihine ışık tutan bu iskelet kadar geleceğe doğru umut veren bir gelişme de nükleer füzyon için Fransa’da inşa edilecek reaktör için atılan tarihi imza oldu. Bilim insanları bu yıl içinde genetik alanında birçok araştırma yaptı, insanın doğasını çözmeye ve hastalıklara çare bulmaya çalıştı.

EN ESKİ İNSANSI İSKELETİ
Bilim insanları, 3.3 milyon yıllık bilinen en eski insansı canlının tepeden tırnağa iskeletini gün ışığına çıkardı. Etiyopya’nın Dikika bölgesinde keşfedilen iskelet, evrim tarihinde maymundan insana geçiş türlerine en güzel örneklerden biri. Bilim insanları, bu iskeletin sahibinin dik yürüdüğünü düşünüyor, buna ek olarak da ataları gibi ağaçtan ağaca zıpladığı da tahmin ediliyor. Araştırmacılar bu canlıya Selam adını verdi.

Selam’ın vücudunun alt kısmının insanı, üst kısmının ise daha çok maymunu andırıyor. Özellikle ayaklar ve dizleri dik yürüyüşe uygun olan Selam’ın kalçası insan omuzları da gorillalara benziyor. Selam’ın boyun, iç kulak, ağız yapısı maymuna benzerken, ağaca tırmanmak için kullandığı parmakları insana göre daha kıvrımlı. Ancak Selam’ın kafatasında beyin için görece büyük bir boşluk bulunması, insansı bir özellik olarak kabul ediliyor.

GENETİK ARAŞTIRMALAR
Genetik araştırmalar artık sürekli gündemin başına oturacak gibi gözüküyor. Gelecek yıllarda bilim insanları hastalıkların çözümü ve insanın doğasını araştırmak için genetik araştırmalara daha fazla öne verecek.
‘Hayatın kitabı’nın şifresi çözüldü
Bilim insanları 1990’lı yıllardan bu yana yürüttükleri çalışmada, 3.141 geni barındıran ve kanser gibi 350 hastalığın nedeni sayılan Kromozom 1’in şifresini çözdü. İnsanın genetik şifresinde yüzde 8’ni oluşturan Kromozom 1’in genetik şifresinin çözülmesiyle elde edilen bilgiler, dünyadaki bilim insanları tarafından kanser, otizm, zihinsel ve diğer hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılacak.

İnsanı düşündüren gen Har1F

 

Bilim insanları, insan beyninin maymundan daha gelişmiş olmasını sağlayan soyut düşünceye olanak veren HAR1F adlı bir gen saptadı. İnsan beyni kendisine en çok benzeyen primatların üç katından daha büyük. Bilim insanları, HAR1F geninin birkaç milyon yıldır tüm hayvanlarda hiçbir değişime uğramazken, sadece insanda soyut düşünceyi sağlamasının nedenlerini araştırıyor.
İnsanı ‘konuşturan’ gen: MGC8902
İnsanı hayvanlardan ayıran bir diğer özellik de konuşma yetisi. Araştırmacılar, insanlarda, hayvanlara göre çok yüksek oranda bulunan bir genin, lisan ve özfarkındalık gibi zihinsel fonksiyonları oluşturduğunu tahmin ediyor. MGC8902 adlı genin, beynin lisan, bilinç, farkındalık gibi işlevlerinden sorumlu neokorteks bölgesinin ana yapıtaşı olduğu tahmin ediliyor.
Otizm nedeni yeni bir gen bulundu
Paris’teki Pastör Enstitüsü uzmanları, sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan SHANK3 adlı bir genin otizme neden olabileceğini gösterdi. Kanadalı araştırmacılar, birinci tip şeker hastalığının kaynağını bularak farelerde bu hastalığı iyileştirmeyi başardı.
530 milyon yıllık gen yeniden yaratıldı
Bilim insanları denek fareleriyle yapılan bir araştırmada 530 milyon yıllık bir geni, bu genin türevi iki ayrı geni kullanarak laboratuvarda yeniden oluşturdu. Araştırmacılar, mevcut genlerdeki mutasyonlardan geriye doğru giderek, yeni bir farenin solunum ve yüz kaslarını düzenleyen Hox1 orijinal geniyle doğmasını sağladı.

KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARI
Bilim insanları, hücre bölünmesi kendiliğinden durmuş insan embriyonundan kök hücre elde ettiklerini açıkladı. Bilim dünyasında, insan embriyonlarını öldürdüğü için kök hücrenin etik olmadığı tartışmalarına belki de bir son verebilecek olan bu gelişmenin, embriyondan kök hücre elde edilmesinde yeni bir çığır açabileceği belirtiliyor.

Bilim insanları kök hücre dışında bazı özel hücre tipleriyle de klonlama yapılabileceğini varsayıyor. 2006 yılı içinde kök hücre kullanmadan sadece akyuvar hücresinden klonlama yapmayı başarıldı. Başka bir araştırmada da özel bir sinir hücresi tipinin, beyindeki diğer sinir hücrelerinin yerini alabileceği kanıtlandı. Hasarlı beyin dokularını onaracak tedaviler geliştirilmesi için yeni tekniğin, insanlar üzerinde denenmesi gerekiyor.

GÖRME ENGELİ BİRGÜN AŞILACAK
2006’da görme engeli konusunda önemli gelişmeler yaşandı, bilim insanları bir yandan görme yeteneğinin güçlendirilmesi için uğraşırken, bir yandan da görme engelliler için yardımcı cihazlar geliştiriyor.
Kök hücreden retina nakli başarıldı
Görme özürlü farelerde yapılan bir deneyde, retina hücresi nakli sayesinde görme sinirleri aktif hale geldi. Denek farelerinin ışığa karşı duyarlılığının arttığı ve optik sinirlerin beyinle iletişime girdiği belirlendi.
Retinayı uyaran mekanizma
Bilim insanları, retina bozukluğuna karşı ışığa duyarlı retina bölümündeki hücreleri uyaran bir yöntem geliştirdi. Biyonik göz olarak tanımlanan mekanizmada, göz yüzeyine dış etkenlerle uyarılan mikroelektrotlar yerleştiriliyor, veriler bilgisayar aracılığıyla deneğe takılan bu mikroelektrotlara aktarıyor. Mikroelektrotlar, optik sinirlere bilgiyi ileten retina tabakasını uyarıyor.


Görme özürlüler alnıyla görecek
Görme özürlü kişiler için geliştirilen şapka benzeri bir cihaz, alındaki görme sinirlerini uyararak, bakılan nesneleri görselleştirmeye yardım ediyor. Japon uzmanların geliştirdiği ve deneme aşamasındaki görüş şapkası, nesneleri siyah-beyaz görmeye yarıyor.

SOYUT DEĞERLERİN BEYİNDEKİ YERİ
Beynin soyut kavramlarıyla ilgili yeni araştırmalar tanrı ve adalet duygularının varlığını sorguluyor.
Tanrı inancı, aşk ve anaçlıkla ilişkili
Bilim insanları tanrı inancı söz konusu olduğunda, beyinde en faal bölümün ise romantizm ve anaçlıktan sorumlu kaudat nükleus olduğunu gösterdi. Beyinde tanrı inancına özgü bir bölümden ziyade, beynin farklı bölümlerinin eşzamanlı devreye girmesinden kaynaklandığı ortaya çıktı. Bu teze göre, insanın kendinden aşkın bir güce kavuşma dürtüsü için özel bir bölüm yok.
Adalet beyinde başlıyor
Araştırmacılar beyinde, adalet ve hakkaniyet duygusunu yöneten bir odanın insanın kişisel çıkar dürtüsünü bastırdığını belirledi. İnsanların, adalet ve hakkaniyet duygusuna sahip tek hayvan türü olduğu varsayılıyor. Evrim biyolojisi çerçevesinde, adalet ve hakkaniyet duygularının, kişiye üreme veya hayatta kalma gibi salt biyolojik manada direkt bir çıkar sağlamamasına karşın, insanda bu dürtülerin var olduğunu vurgulanıyor.

HAYVAN VE İNSAN HÜCRELERİ DENEYLERDE BİR ARADA
Bilim insanları hayvanlar üzerinde de genetik araştırmalar yapıyor, hayvanlara alınan sonuçlar insanlarla ilgili gelişmelere örnek teşkil edecek. Deneylerde insan hücrelerinin hayvanlara verilmesi giderek daha çok tartışılıyor. Uzmanlar, Parkinson hastası maymunların beynine insan hücreleri enjekte ediyor. Maymunlarda gözlemlenen değişimlerden, insanlar için bir ilacın yapımında yararlanılacak. ABD’de bir araştırmada, insan embriyonları tavşan yumurtalarına yerleştirildi, Çin’de de özel bir araştırma kliniğinde keçilerin organlarına insandan alınan kan hücreleri verildi.

İngiliz uzmanlar ise, insan DNA’sı ve inek yumurtalarını birleştirerek melez embriyon yaratmak için İngiliz hükümetinden izin aldı. İnsan ve hayvan melezi olacak embriyonlar, kök hücre çalışmalarında değerlendirilecek. Bu embriyonların fazla gelişmemesi için 1 hafta içinde imha edilecekler. Ortaya çıkacak olan embriyon yüzde 99.9 insan olacak, yani bilimsel olarak ‘yarı hayvan yarı insan’ olacak.

HAYVAN KLONLAMA
Hayvan klonlamayla ilgili bir haber komşu İran’dan geldi. İran’da bilim insanları iki kez koyun klonladı. İlk koyun doğumdan 5 dakika sonra solunum problemi nedeniyle ölürken, ikinci denemedeki koyun hayatta kalmayı başardı. Ülkeyi yöneten Şii dini liderler hayvanlarla yapılan klonlama deneylerinin ‘caiz’ olduğunu açıklarken, insanlar üzerinde yapılan deneylere ise karşı çıkıyor. Güney Kore’nin en büyük üniversitelerinden Seul Ulusal Üniversitesi uzmanları, dişi köpeği klonlamayı başardı.
Dünyanın ilk klon kedisi anne oldu
ABD’de ise 2001 yılında klonlama yoluyla dünyaya gelen bir kedi, doğal bir erkek kediden üç yavru doğurdu.

NÜKLEER FÜZYON
İnsanoğlunun yüzyıllık hayali, tükenmez enerji üretme yolunda en büyük adım Uluslararası Termo-Nükleer Füzyon Projesi, Paris’ta yapılan bir törenle imzalandı. Avrupa Birliği, ABD, Rusya, Japonya, Çin, Güney Kore ve Hindistan’ın katılımıyla yaşama geçirilecek olan nükleer füzyon projesi, ilk nükleer füzyonu 2040’ta yapacak. Nükleer füzyon, 1 litre deniz suyundan 1 litre petrole eşdeğer enerji üretibilecek.
Çin, füzyon deneyi gerçekleştirdi
Öte yandan Çinli araştırmacılar, ülkenin ilk füzyon deneyinde plazma üretmeyi başardıklarını açıkladı.

Paris'te yapılan imza törenine Fransa Cumhurbaşkanı Jacwues Chirac da katılmıştı.

 

NEANDERTALLER
Antropologlar insanın atasıyla akrabalığı olduğu bilinen Neandertallerin genetik haritasını çıkarıyor. Bilim insanları, 38.000 yıllık bir Neandertal’in DNA’larını tek bir kemik üzerinden yeniden yapılandırdı. Araştırmada insan ile Neandertal DNA’sı arasında yüzde 99.9’a varan benzerlik bulundu. Neandertal iskeletleri üzerinde yaptığı araştırmada, insanın atalarıyla Neandertaller’in çiftleştiklerini ortaya çıkardı. Teoriye göre, bugünkü Avrupa halklarında Neandertal atalarından genetik kalıntılar olabilir.(NTV)

Yorum (yok) Yorum yaz!

R2D2

3/7/2008 ·

Efsanevi robot R2D2 evlerimize giriyor

Yazan:Haluk KARAHAN Perşembe, 01 Mayıs 2008 11:53

Yıldız Savaşları serisinin efsanevi robotu R2D2 artık bizimle birlikte yaşayacak. DVD, video, resim ve müzik oynatabilen ve projektör olarak görüntüyü duvara yansıtabilen ürün, yine filmden esinlenerek oluşturulan gemi biçimindeki uzaktan kumandayla yönetilebiliyor.

İster oyun oynarken isterseniz film izlerken projektör olarak duvara yansıtabileceğiniz görüntüyle evinizde size farklı bir deneyim yaşatmaya hazırlanan R2D2, çaprazlama 260 inçlik bir ekran boyuna sahip ve 1024x768 çözünürlüğü destekliyor.

1800:1 kontrast oranına sahip olan projektörünün yanında tümleşik CD/DVD oynatıcı, MP3/MP4 video oynatıcı, iPod yuvası, USB ve çoklu kart okuyucu, 20 Watt'lık hoparlör, FM kablosuz ses çıkışı gibi ek özelliklere de sahip.

360 derece dönebilen robot, Millenium Falcon uzaktan kumanda sistemiyle kontrol edilebiliyor ve R2D2'ya has ses efektleriyle tepki verebiliyor.

Nikko Home Electronics tarafından üretilen ve 2995$'lık satış fiyatına sahip olan R2D2, Star Wars'ın internetteki resmi satış kanalı üzerinden de sipariş edilebiliyor.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

KRAL KOBRA

3/7/2008 ·

Kral kobra

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara
Vikipedi:Taksokutu
Vikipedi:Taksokutu
Kral kobra

Bilimsel sınıflandırma
Alem:Animalia (Hayvanlar)
Şube:Chordata (Kordalılar)
Sınıf:Reptilia (Sürüngenler)
Takım:Squamata (Pullular)
Alt takım:Serpentes (Yılanlar)
Familya:Elapidae
Cins:Ophiophagus
Tür:O. hannah
Binominal adı
Ophiophagus hannah
Cantor, 1836
Dağılım haritası
Dağılım haritası

Kral kobra (Ophiophagus hannah, Naja bungarus[1] olarak da bilinir), dünyanın en uzun zehirli yılanı. Uzunluğu 5.6 metreye ve ağırlığı da 9 kilograma[2] kadar çıkabilir. Bu tür Güneydoğu Asya'dan Hindistan'a kadar çok geniş bir yaşam alanına sahiptir. Kral kobranın cins ismi olan Ophiophagus "yılan yiyici" anlamına gelir.[3] Bu yılanların diyetinde öncelikle, aralarında pitonların ve hatta kendi türünün daha küçük üyelerinin de bulunduğu, diğer yılanlar yer alır. Kral kobralar Hinduizmde yok oluşun ve yeniden oluşumun tanrısı Shiva'nın habercisi olarak görülür.

Kral kobranın zehiri nörotoksiktir (sinir zehiri) ve tek bir ısırıkta bulunan miktarı ile 20 insanı öldürebilecek güçtedir. Öldürücülük oranı %75'e kadar çıkabilir ancak ısırıkların büyük çoğunluğu öldürücü olmayan dozda zehir içerir.[4][5]

Kral kobralar Elapidae ailesine aittir ve mercan yılanı (Micrurus), dikenli yılan (Acanthophis) ve kara mamba (Dendroaspis polylepis) ile birlikte elapidae ailesinin en iyi bilinen dört türünü oluşturur.

Konu başlıkları

[gizle]
<****** type="text/**********">

Özellikleri [değiştir]

Kral kobra iri ve güçlü bir yılandır, ortalama olarak 3.6 ile 4 m arası uzunluğa ve yaklaşık 6 kg ağırlığa ulaşırlar. Erkek kobralar dişilerine göre daha büyük ve daha kalındır. Güney Tayland'ın Nakhon Sritamart Dağlarında fotoğraflanmış kobra 5.6 m ile vahşi yaşamda bu alandaki rekorun sahibidir. Daha büyük bir kobra Londra hayvanat bahçesindeydi, II.Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine uyutulan bu yılanın boyu 5.7 m olarak ölçüldü.[6]Yine de türün tehdit altında olması sebebiyle kral kobraların bu uzunluklara ulaşması çok güçtür.[7]

Derisi zeytin yeşili, güneş yanığı veya siyahtır, soluk yeşil renkli şeritler vücut boyunca uzanır. Karnın alt kısmı krem veya soluk sarı renktedir ve pulları düzgündür. Endonezya'da bulunan türler daha siyah veya koyu kahverengidir ayrıca daha incedir.[8]. Çin'de bulunanlar çoğunlukla şeritlidir ve vücutları daha hantaldır.[8] Yetişkin yılanın başı oldukça büyük ve ağır görünebilir buna rağmen bütün diğer yılanlar gibi onlar çenelerini genişleterek avlarını yutabilirler. Kral kobra proteroglyph bir diş yapsına sahiptir, ağzın ön tarafında zehir kanallarının bulunduğu iki küçük zehir dişi vardır. Türün yaşam süresi yaklaşık olarak yirmi yıldır ve her sene yaklaşık otuz santimetre kadar büyüyebilir.[3][1]

Avlanma biçimi [değiştir]

Kral kobranın kafa yapısı
Kral kobranın kafa yapısı

Diğer yılanlarda olduğu gibi kral kobraların da havadaki kimyasal bilgiyi (koku) alan ve onu ağzın üst bölümünde bulunan Jacobson organına ileten çatallı dilleri vardır.[9] Yılan potansiyel bir yemeğin kokusunu hissettiğinde, avının yönünü belirleyebilmek için dilini hızlıca hareket ettirmeye devam eder. Yılan ayrıca keskin görme yeteneğine (kral kobralar neredeyse 100 m uzaklıktaki hareket eden bir avın yerini algılayabilir), titreşimi algılamadaki zekasına [10] ve hassasiyetine güvenir.[11] Zehirin enjekte edilmesinden sonra kral kobra avını yutmaya başlar, bu durumda zehirin etkisiyle avın sindirimi de başlamıştır.[9] Kral kobralarda sabit çene kemikleri yoktur. Bunun yerine çene kemikleri aşırı dercede esnek bağlar ile birbirlerine bağlıdır, böylece alt çene kemiklerinin birbirinden bağımsız bir şekilde hareket edebilmesine olanak sağlanır.[9] Bütün yılanlarda olduğu gibi kral kobralarda avını bütün olarak yutar. Çenesinin genişlemesi sayesinde kobra kafasından daha büyük avları kolayca yutabilir.[9]

Diyet [değiştir]

Kral kobranın diyetinin büyük çoğunluğunu diğer yılanlar oluşturur. Diyet, piton gibi zehirli olmayan yılanları ve kraitler ve Hint kobralarının da dahil olduğu zehirli yılanları kapsar.[12][13] Yiyeceğin seyrek olduğu zamanlarda kral kobralar, kertenkeleler, kuşlar ve kemirgenler gibi küçük omurgalılarla beslenebilir.[12][13] Metabolizmalarının yavaşlığından dolayı kral kobralar büyük bir yemekten sonra aylarca avlanmadan yaşayabilir.[9][12]

Savunma [değiştir]

Yetişikin bir erkek kral kobra
Yetişikin bir erkek kral kobra

Eğer bir kral kobra firavunfaresi gibi nörotoksine karşı direnç gösterebilen doğal yırtıcılardan biri ile karşılaşırsa genellikle kaçmayı dener.[14] Eğer işe yaramaz ise kaburgalarını genişletip vücudunun üst kısmını düzleştirerek kendine özgü şeklini alır ve yüksek perdede tıslama sesi çıkarır, bazen ağzı kapalıyken saldırma numarası yapar. Bu gayretler genellikle işe yarar, özellikle kral kobranın diğer avlara oranla çok daha tehlikeli olduğu anlaşıldığında.

Deri değişimi [değiştir]

Bütün yılanlar gibi kral kobraların da derileri değişir. Deri değişimi yetişkinler için yılda altı kere yavrular için de ayda bir kere tekrarlanır. Derinin soyulmaya başlaması için kral kobralar pürüzlü yüzeylerde sürünerek değişim sürecini hızlandırırlar ayrıca eski kaşıntılı derini ayrılabilmesi için bol miktarda su içerler. Deri dökümü yılanın göz çevresini de kapsar bu durumda kral kobralar yaklaşık on gün yarı kör bir halde bulunur. Bu deri dökümüne rağmen yılanın pul sayısı ve onların düzeni bütün yaşam boyunca hep aynı kalır.

Zehir [değiştir]

Kral kobra zehirinin büyük bölümü proteinlerden ve polipeptitlerden oluşur. Zehir hayvanın gözlerinin hemen arkasında bulunan tükürük bezlerinde (diğer zehirli sürüngenlerde de olduğu gibi) oluşturulur. Yılan avını ısırdığında 8-10 mm olan dişleri ile yaradan içeri zehir enjekte eder. Kral kobranın zehiri Hint kobrası gibi bazı diğer zehirli yılanlara göre daha az toksiktir, buna rağmen büyüklüğü sayesinde diğerler yılanların büyük bölümüne oranla daha fazla zehir enjekte edebilir.[15][16] Bir kral kobranın sebep olduğu ısırık büyük bir asya filini eğer gövdesinden ısırılmış ise üç saat içinde öldürebilir.[17][18]

Kral kobranın zehiri öncelikli olarak nörotoksiktir, böylelikle kurabanın merkezi sinir sistemine saldırır ve çabucak şiddetli bir acıya, bulanık görüş, vertigo, uyku hali ve felce sebep olur.[15] İlerleyen dakikalarda, kardiyovasküler çöküş meydana gelir ve kurban komaya girer. Sonrasında solunum yetmezliği ile birlikte ölüm meydana gelir. Özellikle kral kobra ısırıklarına müdehale edebilebilmesi için yapılmış iki çeşit panzehir vardır. Bunlardan birini Tayland Kızılhaç'ı biğerini Hindistan Merkezi Araştırma Enstitüsü imal eder, ancak her iki panzehir de düşük sayılarda üretildiği için geniş ölçüde yeterli değildir.[19]

Korkunç şöhretlerine ve ölümcül ısırıklarına rağmen kral kobralar çekingen ve kapalı hayvanlardır, insanlarla karşılaşmaktan mümkün olabildiğince kaçınırlar.[13] Bu tür içinde Naja kaouthia, Russell engereği (Daboia russelii), pama (Bungarus fasciatus)[20] gibi kral kobradan çok daha ölümcül ısırıklara sebep olan yılanlar bulunur.[21]

Myanmar'da kral kobralar sıklıkla kadın yılan oynatıcıları tarfından kullanılır.[13] Oynatıcılar genellikle içinde yılan zehrinin de bulunduğu mürekkeple üç piktogramlı dövme yaptırırlar (bu batıl inanca göre dövme oynatıcıyı yılana karşı korur). Gösterinin sonunda oynatıcı yılanı başının üstünden öper.[13]

Üreme [değiştir]

Kral kobra yaklaşık olarak dört yaşına geldiğinde üremeye başlar.[3] Çiftleşme mevsimi Ocak ayıdır. Erkek kral kobralar, birbirleriyle güreşerek dik bir şekilde durmaya çalışırlar.[16] Diğerinin başını yerde tutmayı başaran yılan bu törensel savaşın galibi olur. Bu mücadelenin maksadı çiftleşme ve bölgesel hakların egemenliğine sahip olmaktır.[16] Kral kobralar her yıl çiftleşir. Erkek yılan vücudunu dişinin üzerinde kaydırıp onu cinsel birleşme için ayartır. Dişi yılan spermleri depolayabilir, bu durumda iki üç sene boyunca yeniden çiftleşmesi gerekmez.

Yumurtlamadan önce dişi, dalları, dökülmüş yaprakları ve benzer bitkileri bir araya getirerek yumurtaları için bir yuva inşa eder. Kral kobra bilindiği kadarıyla yuva yapan tek yılandır.[9][12][15][16] Sonuçta yuva basit bir küme veya alt bölümünde dişi ve elli yumurtanın yer aldığı ve üst bölümde yığının yer aldığı ayrıntılı iki sıralı bir yapıdan oluşabilir.[9] Dişi kuluçka dönemi boyunca 60, 80 gün kadar yuva üzerinde kalır, erkek de yavrular ortaya çıkıncaya kadar yuva etrafında kalmaya devam eder. Yeni doğmuş yavrular 45, 50 cm uzunluğundadır ve siyah, beyaz şeritlere sahip olur.[9][12]. Yavruların zehirleri erişkin bir kobranınki kadar güçlüdür

Yorum (yok) Yorum yaz!

TÜRKİYE

3/7/2008 ·

TÜRKİYE milli takımımız Euro 2008de bütün maçları malubiyetten galibiyete çevirerek çeyrek finale yükseldi. Oyuncularımız arasında bazı tatsızlıklar olsa bile milli takımımız bütün canlarını ortaya koyarak maçları yendiler sadece Portekiz milli takımına yenildiler ama yinede inançla başarıya ulaştılar. Türkiye milli takımımızı bütün saygımızla ve içten sevgimizle onları kutluyoru.Onlar kupayı almasalar bile gönlümüzde tat kurdular.                             

     

 

 

                            TÜRKİYE

MİLLİ TAKIMINA 
TEŞEKÜR EDERİZ

Yorum (yok) Yorum yaz!